Gıdaların Türk Gıda Kodeksi’nin ilgili düzenlemelerine uygun şekilde piyasaya arz edilmesinde, üretim süreçlerinin mevzuata uygunluğu kadar, etiket ve tanıtım materyallerinde kullanılan ifadelerin tüketiciyi doğru ve yanıltıcı olmayacak şekilde bilgilendirmesi de önem taşımaktadır. 

Bu çerçevede, Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliği (“Yönetmelik”) ile Yönetmelik kapsamında hazırlanmış Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliği Kılavuzu (“Kılavuz”) temel kaynaklar olarak kabul edilmektedir. İşbu yazımızda, Yönetmelik ve Kılavuz uyarınca “doğal”, “saf” ve “taze” beyanlarının kullanımına ilişkin yasal gereklilikler ve uygulamada dikkat edilmesi gereken bilgiler sunulmaktadır.

A- “Doğal” Beyanı

Yönetmelik uyarınca gıda hakkında bilgilendirme; gıdanın başta doğası, kimliği, özellikleri, bileşimi, menşei ve üretim metodu gibi temel nitelikleri bakımından yanıltıcı olamaz ve bu kurallar etiketleme kadar tanıtım ve reklam bakımından da uygulanır. Bu çerçevede “doğal” beyanının kullanımı, tüketicide ürünün içeriği ve üretim/işleme yöntemine ilişkin güçlü bir algı yarattığından Kılavuz’da ayrıca detaylı olarak düzenlenmiştir.

Kılavuz uyarınca “doğal” ifadesi; tek bileşenden oluşup katkı maddesi, aroma veya benzeri ilave bileşen içermeyen, yalnızca fiziksel, enzimatik veya mikrobiyolojik işlemler dışında doğal yapısında esaslı değişikliğe yol açacak bir işleme tabi tutulmamış gıdalar için kullanılabilir. Bu kapsamda, belirlenen kriterleri karşılaması hâlinde pastörize süt, yoğurt, bal, yumurta, kahve ile taze, kurutulmuş veya dondurulmuş meyve ve sebzeler örnek olarak gösterilmektedir. 

Bununla birlikte, bir gıdanın tüm bileşenleri Kılavuz’daki “doğal” kriterlerini karşılıyor ise, “Doğal bileşenlerden üretilmiştir” veya “Doğal bileşenler kullanılmıştır” gibi ifadeler kullanılabilir. Ancak bu durumda “doğal” kelimesi, punto, renk ve yerleşim gibi yöntemlerle tek başına ön plana çıkarılmamalıdır.

Öte yandan, Kılavuz’da “doğal” teriminin kullanılabileceği gıdaların belirlenen koşulları karşılaması beklendiğinden, “%100 doğal”, “tamamen doğal”, “gerçek doğal”, “hakiki doğal”, “en doğal” gibi ifadelerin kullanılamayacağı açıkça belirtilmiştir. 

Ayrıca, tüm bileşenleri Kılavuz’daki doğal kriterlerini karşılamayan gıdalarda herhangi bir bileşen için dahi “doğal” ifadesine yer verilemeyeceği; örneğin vişneli kekte kullanılan vişne doğal olsa dahi kek kısmında doğal olmayan bileşenler bulunması halinde “doğal vişne” ifadesinin kullanılamayacağı ifade edilmektedir.

Tüm bunların yanı sıra, Kılavuz’da ayrıca, kullanılmasına izin verilen terimlerin eş anlamlılarının ve aynı anlama gelen yabancı dil karşılıklarının da kullanılabileceği; bu kapsamda “doğal” teriminin kullanılabildiği gıdalarda “natürel/tabii/natural” ifadelerine de yer verilebileceği belirtilmektedir.

B- “Saf” Beyanı

Kılavuz’da “saf/pure” teriminin, gıdanın “saf” olduğu ve aynı gıdanın “saf olmayan” alternatiflerinin de bulunabileceği yönünde bir algı oluşturacak şekilde kullanılmaması gerektiği belirtilmektedir. Bu kapsamda, “saf çikolata”, “saf salep”, “saf kaymak” ve “saf zeytinyağı” gibi ifadelerin kullanılamayacağı açıkça belirtilmiştir.

Bununla birlikte, Kılavuz’da “saf/pure” ifadesinin, gıdanın adında yer almaması ve ürünü tanımlamaması koşuluyla, ürünün markasında veya ticari unvanında bulunabileceği ifade edilmektedir. 

C- “Taze” Beyanı

Taze” terimi, Kılavuz’da üretim veya hasattan sonra kısa süre içinde son tüketiciye ulaştırılan ürünler bakımından kullanılabilecek bir ifade olarak ele alınmakla birlikte; modern dağıtım ve muhafaza yöntemlerinin ürünün kalitesini koruma süresini uzatabilmesi nedeniyle, tüketicide yanlış algı yaratmayacak şekilde kullanılması gerektiği vurgulanmaktadır. 

Bu çerçevede, “taze” teriminin yalnızca anlamının açık olduğu durumlarda kullanılabileceği ve bu şekilde kullanıldığında tüketicilerin benzer gıdalar arasındaki farkı anlamasına yardımcı olması gerektiği belirtilmekte; örnek olarak yalnızca taze meyvelerden üretilen taze meyve salatası, satış noktasında soğukta muhafaza edilen ve raf ömrü çok kısa olan taze süt ürünleri ile piyasadaki benzerlerine göre raf ömrü daha kısa olan pastörize edilmemiş bira gösterilmektedir.

Kılavuz’da, kullanılmasına izin verilen terimlerin eş anlamlıları ve aynı anlama gelen yabancı dil karşılıklarının da kullanılabileceği; bu çerçevede ‘taze’ teriminin kullanılabildiği gıdalarda “fresh” ifadesinin de kullanılabileceği ifade edilmektedir.

Bununla birlikte, Kılavuz’da belirlenenin ötesine geçerek “fırından taze”, “bahçeden taze”, “denizden taze”, “mutfaktan taze” gibi kullanımlara izin verilmemektedir. Yanı sıra, paketleme, depolama ve piyasaya arz zincirinde gıdanın tazeliğini etkileyen bir işlem yapıldığında da gıdanın taze olduğunu ima edecek şekilde ifadeler kullanılamaz. Ancak bu işlemin o gıdanın tazeliğini korumak üzere yapıldığına dair bir beyana yer verilebilir. Örneğin vakum veya kontrollü atmosferde paketleme yapılan bir gıda etiketinde “tazeliğini korumak üzere koruyucu atmosferde ambalajlanmıştır” vb. şeklinde ifadeler kullanılabilir.

Öte yandan, “taze” ifadesinin kullanımı bakımından mevzuatta ürün bazlı istisnalar da bulunmaktadır. Nitekim, Türk Gıda Kodeksi Yumurta Tebliği’nin tanımlar maddesinde “ekstra taze yumurta” kavramı ayrıca tanımlanmış olup, belirli objektif kriterleri sağlayan A sınıfı yumurtalar bakımından bu ifadenin kullanılabileceği düzenlenmiştir. Bu doğrultuda, “taze” beyanının kullanılabilirliği her hâlükârda ilgili ürünün tabi olduğu özel mevzuat hükümleri ile birlikte değerlendirilmelidir.

Sonuç olarak, gıda etiketlerinde yer alan ve tüketicinin ürün tercihlerini doğrudan etkileyen beyanlar, tüketicilerin doğru bilgilendirilmesi açısından önemlidir. Bu nedenle, “doğal”, “saf” ve “taze” gibi ifadelerin kullanımında mevzuatta öngörülen şartlara dikkat edilmesi ve bu beyanların kullanımının yanıltıcı bir algı oluşturmayacak şekilde kurgulanması büyük önem arz etmektedir. Bu çerçevede, ilgili Yönetmelik ve Kılavuz hükümlerinin yanı sıra yetkili idarelerin uygulama ve değerlendirmelerinin yakından takip edilmesi; tereddütlü durumlarda ise uzman görüşüne başvurulması, mevzuata uyum ve risk yönetimi açısından kritik bir gereklilik olarak değerlendirilmektedir.