06 Ocak 2023 Cuma günü 32065 sayılı Resmi gazete ile Millî Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliğinde değişiklik yapılmıştır. 
Geçmişte özel okul ücretlerindeki artış oranı en fazla “bir önceki yılın ortalama (Y.İ-ÜFE+TÜFE)/2 oranı + % 5” iken, artık artış oranı Millî Eğitim Bakanlığı tarafından belirlenecektir. 

Yönetmeliğin 53 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan ilgili yer kısım “yapılacak artış oranı, yılsonu TÜFE oranı dikkate alınarak Bakanlıkça belirlenen oranı aşmayacak şekilde tespit edilir” şeklinde değiştirilmiştir.
Özel Okulların yönetmelikteki eski düzenleme kapsamında belirlediği ücretler ile erken kayıtların açması neticesinde okul ücretlerinde velilerin ödeme sınırlarını aşan rakamlar ortaya çıkmıştı. Örnek vermek gerekirse Ocak Ayında yayınlanan endeks verilerine göre 50.000-TL lik okul ücreti için tavan, eski yönetmelik kapsamında %100’ü aşan, aşağı yukarı 102.500-TL TL ye ulaşan bir ücret ortaya çıkıyordu ki bunlara yemek+kitap+servis ücretleri de eklendiğinde çalışanların aldıkları zam oranları ile tolere edilemez bir noktaya ulaşmaktaydı. 

Bu kapsamda Milli Eğitim Bakanlığı 04.01.2023 tarihinde yapmış olduğu açıklama ile 2023-2024 eğitim dönemi ücret artış oranını %65 olarak belirleme kararı aldıklarını ifade etmişti. Lakin yasal düzenleme bu açıklamayı ve belirlemeyi bağlayıcı kılmadığı için yönetmelik değişikliği kaçınılmaz olmuştur.
 
Yasal düzenleme neticesinde veliler ile okul yönetimleri arasındaki zam tartışması şimdilik son bulmuş gibi görünse de okulların yemek ve kitap ücretlerine %100 üzerinde bir artış yapması ya da bazı okulların MEB’e ilettiği liste fiyatının fiilen uyguladıklarından yüksek olması nedeni ile ana sınıfından ilkokula, ilkokuldan ortaokula, ortaokuldan liseye geçişleri yeni kayıt gibi kabul ederek indirimli ücretin uygulanmaması gibi sorunların varlığı okul-veli arasındaki gerginliklerin bu kadar basit bir şekilde ortadan kaldırılmayacağını göstermektedir. 

Özel okulların işletme maliyetlerinin yüksek enflasyon neticesinde artması ile yaşadığı sıkıntı gerçeği de göz ardı edilemez. Diğer yandan çocuklarımızı emanet ettiğimiz öğretmenlerin maaşının da fiilen bu artışlar ile sınırlandığı düşünüldüğünde, konunun sadece veli-okul arasında olmadığı aynı zamanda öğretmen ve eğitim kalitesinin de dâhil olduğunu kabul etmek gerekir.

Devletin uzun yıllardır eğitimde pasifleşip özelleşmenin önünü açması sonrası neticede ticari işletme hüviyeti de taşıyan özel okullara mali açıdan müdahalesi tartışmaları da beraberinde getirmektedir. Geçtiğimiz yıllarda büyük bir özel okul grubunun iflasın eşiğine gelmesi ve devletin müdahalesini de hatırladığımızda konunun çok daha karmaşık boyutlarda olduğu görülmektedir. 

Bir pencereden bakıldığında özel okulların giderlerini karşılayabilmek adına maliyet artışını yansıtma talebi, diğer pencereden baktığınızda gelir artışının üzerinde zamlar neticesi velilerin durumu, ve daha da önemlisi çocuklarımızı emanet ettiğimiz öğretmenlerin arada kalması …
İçinde bulunduğumuz durum esasen eğitimin ülkenin en değerli özkaynağını – hazinesini şekillendiren bir fabrika olduğu gerçeğini görmek ve buna göre plan yaparak daha titiz davranılması gerektiğini gösteriyor. 

1 Mart 1922 tarihinde TBMM Açılış Konuşmasında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün eğitimle ilgili değerlendirme ve hedefinin halen geçerli olduğunu düşünüyorum … 

Hükümetin en verimli ve önemli görevi eğitim işleridir. Bu görevde başarılı olabilmek için öyle bir program uygulamak zorundayız ki, o program milletimizin bu günkü durumu ile sosyal ve yaşamın ihtiyaçları ile, yerel şartlarla ve çağın gerekleri ile tam anlamıyla denk ve uygun olsun. Bunun için büyük, hayali ve anlaşılması güç görüşlerden tamamen arınarak gerçeklere en iyi bir biçimde yaklaşmak gereklidir. Yapılacak girişimin neleri kapsadığı ancak bu suretle kendiliğinden açığa çıkar…

Efendiler, yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri eğitim sınırı ne olursa olsun, en önce ve her şeyden önce Türkiye'nin bağımsızlığı için kendi benliğine ve milli geleneklerimize düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek gereği öğretilmelidir. Uluslararası dünyanın bu günkü durumuna göre, böyle bir savaşın gerektirdiği mücadele ruhunu taşımayan insanlara ve bu nitelikteki insanlardan kurulu topluluklara yaşama ve bağımsızlık hakkı yoktur.